Bugün dünya üzerinde birden fazla noktada silahlar patlıyor, roketler havadan insanların üzerine yağıyor. Adına savaş demedikleri "operasyon, özgürleştirme" vs gibi kaçamak ve uydurma adlarla ancak kendilerini kandırabildikleri ifadelerle gizlemeye çalıştıkları düpedüz savaşlar yaşanıyor ve tarihin kara lekeleri olmaları şimdiden kesin olan faaliyetlerle kimileri kan dökmeye can almaya, zar zor elde edilmiş, bin bir fedakarlıklarla kurulmuş kentleri yok etmeye devam ediyorlar.
Savaşlar, savaş meydanlarında yapılırken güçlü ve donanımlı erkekler kılıç savurur, ok mızrak atarken yalnızca askerler ölürdü. Şimdilerde patlayan bombalar kentleri ve savaşamayacak sivilleri kadın ve hatta çocukları hedef gözetmeden öldürüp maalesef parçalıyor. Sadece bu da değil. Savaş kavramı ve zulüm etmek üzerine kurgulanmış davranışlar Nazi Almanyası misali insanları aç susuz ve tıbbi yardımlardan da mahrum bırakıp başka başka şekillerde ölümlere sebep oluyor.
İnsanlık tarihinin geldiği üretim ticaret bilim ve teknoloji ile sağlanmış olan son noktadaki gelişmiş kentler ayrıca siber saldırılarda da felç ediliyor. Öyle ya savaşmak artık sadece ölüme ve yaralanmalara değil şehirlerde alışılmış günlük yaşamın düzen ve dengesinin bozulmasına da yol açıp insanlara farklı derecelerde eziyet verebiliyor.
Ticaret demişken dünya üzerindeki yedi kıtada okyanuslar ötesinde ve üçyüzden fazla egemen ve kabul edilmiş devlet arasında mal ve hizmetleri almak satmak, seyahat etmek ve ettirmek yani turizm amacıyla, kısaca ticaret yapıp para kazanmak için yoğun faaliyetler anlaşmalar sözleşmeler yapılmıyor mu? Amiyane tabirle hem bir taraflarını yırtacaksın hem de ticaret ve turizmi baltalayacak en kötü şeyi yapacaksın. İşte insanoğlunun tipik hali. Yapmak inşa etmek için uğraşıp didinir sonra bir hamleyle kolayca yok eder.
Hani kültür? Hani nerede kanunlar uluslararası kurallar, felsefeler inançlar sevgi, dostluk, kişisel gelişim gibi süslü laflarla ifade edilen insanlık halleri nerede?
Üç yıldır savaş halinde ve topraklarının büyük kısmı işgal altında olan, bir milyondan fazla evladını bu savaşta kaybetmiş bir devletin başkanını karşısına alıp "Takım elbisen yok mu? Sana yardım ettik para verdik hiç teşekkür ettin mi? Minnet duymuyorsun" diye sigaya çektiklerinde "Var. Hatta peruğımu takıp, yüzümü pudralayıp, rugan ayakkabılarımı giyip geldim. Bunu mu dilerdiniz? Bana bunları nasıl sorarsınız, bana nasıl böyle davranırsanız?" demeliydi.
Allah kimseyi namerte muhtaç etmesin demek istiyorum. Biz millet olarak benzer bir durum yaşamış ve işgal altındaki topraklarımızı devasa ordulardan kurtarmak, namusumuzu iffetimizi gururumuzu kurtarmak için Kurtuluş Savaşı vermiştik. Milyonlarca kilometre kare toprağımızı yine kurtaramadık fakat Anadolu dışında Trakya'da bir kaç şehre ancak sahip çıkabildik, milyonlarca vatan evladını toprağa verdik. Allah hepsinden tüm şehit ve gazilerimizden razı olsun. Mekanları cennet olsun Gazi Mustafa Kemal ve tüm silah arkadaşlarıyla birlikte.
Hayatta herşey para ve ticaret değildir. Çok daha önemli değerler vardır fakat kabul etmek gerekir ki o değerlerimizi koruyabilmemiz için yeri geldiğinde savaşabilmemiz ve düşmandan daha güçlü olmamız gerekir. İşte bunun için barışta ticaret ve üretim, bilimde gelişme, güçlü ortaklıklar ve doğru stratejiler kurmak önemlidir. Allah bu milleti namerte muhtaç etmesin.
Yorum Yazın